
Dostum, ağabeyim Güney Dal’ı ziyaret etmek için yola çıktığımızda Gelibolu’ya Yolculuk romanını yanıma almıştım. Onun yayıncısı ve dostu olarak bu kez, iki dostumla da kendisini buluşturacaktım. Son buluşmamız Bektaş Köyü’ndeki sayfiye evindeydi.
Onu, masasında, Adorno’yu Almancasından okurken bulmuştum o gün. Aradan geçen onca zaman sonra Çanakkale’de doğduğu evin sokağındaki evinde/yeni mekânında buluşmuştuk.
Bu kez de hazırlıklarını yapmış heyecanla bizi bekliyordu. Zaman bazı şeyleri örselese de insani bakışı, duyguyu, düşünceyi değiştiremiyordu.
Daha ilk adımda bir müze-evi çağrıştıran mekân yaşama/yaratma duygusunu ele veriyordu her şeyiyle. Her bir şey öylesine düzenli, uyumluydu ki bir an Stockholm’de gezdiğim August Strindberg’in müzeev’ini hatırladım.
Bizi karşılayan büyük kızı Ceren, dingin akan bir su gibiydi. Çayını demlemiş, un kurabiyelerini yapmış bizi bekliyordu. Berlin’den geleli epey zaman olmuştu.
Bu eve adım attığınızda, bir yazarın mekânına yüzünüzü döndüğünüzü hemen hissediyordunuz.
Aslan ayaklı ceviz masa, gene cevizden konsül, küçük çalışma masası… Duvarlarda resimler, kendi çizimleri; ceviz masada Almanca Türkçe kendi kitapları. Bir başyapıt olan Kılları Yolunmuş Maymun en çok dikkatimi çeken. Ceren’le gözden geçiriyoruz tüm bunları. Güney Dal, dingin bakışlarıyla bizi izliyor.
İş Sürgünleri, E’nin burada olmadığını söylüyorum. Arkadaki çalışma odasına geçiyoruz. Ama aklım az önce gözden geçirdiğim Münevver Andaç’ın 1963’te Profesör Herbert Melzig’e yazdığı mektuplarında. Sonra özenle düzenlenmiş fotoğraf albümünün sayfalarını çevirdikçe edebiyat tarihimizin bildik yüzleri çıkıyordu karşımıza: Fakir Baykurt, Çetin Altan, Orhon Murat Arıburnu, Erdal Öz…
Bu evin müzeye dönüşmesini istiyor Ceren ile Burcu. Anneleri Sunku Hanım kaybedileli beri akılları babaları Güney Dal’ın birikiminde. Bunları doğduğu kent Çanakkale’ye armağan etmek istiyorlar. Kadim tarihsel bir kent Çanakkale’nin bir edebiyat hafızasına ihtiyacı var bence. Belediye başkanı Muharrem Erkek’e buradan bunu hatırlatmak istiyorum.
Güney Dal’ın doğduğu evin sokağının çocuğu olan Erkek’in Osman Günel Sokağı 3 numaralı evdeki Güney Dal’ı ziyaret edip bu müze adımını atmalı derim.
Bir kentin tarihsel hafızasına kayıt düşmek yalnızca savaşların yıkımlarını hatırlatacak kalıtlarla olmaz. Ulusal ve evrensel edebiyatı, sanatı var eden değerleri çıkaran her bir kentin böylesi bir adımı atması gerekir. Yazılı ve görsel toplum olmanın gerekliliğidir bu üstelik.
Geçtiğimiz günlerde Muğla’da Yaman Koray’ı konuşurken hatırlattığım bir şey vardı: Egeli yazarlar, denizi anlatan anlatıcılar… Sonrasında ise şu hatırlatmayı yapmıştım: Akdeniz Ege’den başlar. Troya’yı bilmeden, Homeros’un destanlarını okumadan Anadolu’yu anlayamazsınız. Bugün Çanakkale kendi içinden çıkan Güney Dal’ın farkına varmadan kentinin hafızasını anlayamaz. Ve elbette daha nicelerini çıkarmıştır bu kent. Ama Güney Dal’a saygı, onu yaşarken hatırlamak için bu adım atılmalı derim.
Yazının tamamını Cumhuriyet gazetesi web sitesinde okuyabilirsiniz.
Son Yazılar
Nothing Found
Bunları da Okumak İsteyebilirsiniz
- Ocak 10, 2026
Bir yazar olarak siz mi yayınevine gidersiniz, yoksa yayınevi mi size gelir? İlk kitap dosyam Akademi Kitabevi Ödülü’nü alınca, ödül töreninde karşılaştığımız Cem Yayınevi’nin o günkü yöneticisi Ali Uğur: “Dosyanı [...]
- Ocak 6, 2026
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Maecenas nec ex a sapien egestas scelerisque. Cras lobortis sed lorem a semper. Nullam molestie augue ut neque euismod, vitae pulvinar est venenatis.
- Ocak 6, 2025
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetur adipiscing elit. Maecenas nec ex a sapien egestas scelerisque. Cras lobortis sed lorem a semper. Nullam molestie augue ut neque euismod, vitae pulvinar est venenatis.



